8 Eylül 2010 Çarşamba

Memolici miydik, Deli Yürekçi mi?


Hayattaki başarılarımı anlatan bir yazı yazmam gerekiyordu. Ve aslında ne kadar başarısız olduğumu farkettim. Yani boş olduğumu bi nevi. Ya da bana göre çok basit bir şey belki başarı olabilir, tam tersi de.
Ama şöyle bir gerçek var ki, hiç birimiz 6 yaşında ilk şarkısını besteleyen, 9 yaşından beri sahnelerde olan, 12 yaşında üniversiteye kabul edilen, 8 yaşında dünya satranç şampiyonu olan, 7 yaşında kitap yazan
über yetenekli çocuklardan değildik. Ve geçmişimiz lanet sıradanlıklarla dolu.

Pokemonlar ezberledik, barbielere elbise diktik, doğum günümüzü mc donaldsda yapmak için ağladık, tasoda tüm mahalleyi keptik, anneeaa para sal cips alcam dedik, ailemize ışıklı ayakkabılar aldırdık, gizlice annelerimizin kıyafetlerini giydik ya da buna benzer şeyler... bir de sabah erkenden kalkıp çizgifilmler izledik.

5 yorum:

Pinky Freud dedi ki...

Ama bu ülkede über kinder olmamız imkansızdı. Hangi çocuk sanata yönlendiriliyor veya önü açılıyor?
Ya da hangi çocuk 12 yaşında üniversiteye kabul edilebilir burda?

yarımbırocker dedi ki...

Tamam dış etkenler, yaşam tarzı falan önemli şeyler bunlar. Ama içimizden fışkıran ve herkesi hayrete düşüren yeteneklerimiz olsaydı çıkardı ortaya bir şekilde. =)
Fazla da Slumdog Millionaire tadında düşünmemek lazım. Onların Justin Bieber'ları varsa bizim de küçük Emrahımız vardı. ;)

Pinky Freud dedi ki...

Ee üstün yetenek sayılmaz ama kendi yaptığım ödevleri benim yapamayacağımı, dolayısıyla bizimkilerin yaptığını düşünüp defterimi silen bi öğretmenim vardı =/

yarımbırocker dedi ki...

al işte. öğrencinin yaptığı ödevlere inatla düşük not vererek ailelerin hazırlamasına mecbur bırakan öğretmenler var bir de.
Çocuklardan Guernica bekleyen resim öğretmenleri ya da.

Ama ben yine de sıradan çocuklar olduğumuzu kabul etme taraftarıyım. :D

Burak Özkan dedi ki...

Evet, 'sıradan' çocuklarız. Ancak bunda, bu devrin de büyük bir payı var. Yani içimizde öyle bir enerji; öyle bir yaptırım gücü olsa dahi, onu bastırmaya kalkışabiliyoruz. Veya çok çabuk tüketmeye yöneliyoruz.

Ve şöyle bir şey de var ki; bence günümüzde yapılan birçok sanatsal çalışma da daha çok mastürbatif. Örneğin türk rock müziğine bakıyorum, birçok grub dışında ki bütün elemanlar; sadece 'orada' olduklarını göstermek için didiniyorlar. Ama sonra geçmişe bakıyorum; Pink Floyd dinliyorum ve zamansızlığına tanık oluyorum. İşin gerçek anlamda ki 'dış etkenleri' de görmezden gelemeyiz tabi. Savaşın gündelik hayatın çok fazla içinde olduğu o zamanlar vs.

Ayrıca, PinkyFreud'un bahsettiği şu öğretmenin ödevi silme durumu da aklıma The Wall filminde ki o sahneyi getirdi. Hani öğretmen, Pink'in yazdığı şiiri görüyor da, onunla sınıfın önünde alay ediyor. Gerçi PinkyFreud'un başına gelen olayın istisnai olduğunu düşünüyorum; eğitim sisteminin artık pek içinde olmasam da, ben de ilkokul çağındayken karikatür çizerdim ve öğretmenim çizimlerimi görüp beğenmiş, başka sınıf hocalarında da göstermişti.

Ama evet sıradanız; ama daha çok çevremize aktarabildiğimiz ölçüde; ancak kendi içimizde pek değil. Ayrıca bu 'sıradan' kelimesinden de hiç haz etmem. Yani mantık açısından; tıpkı normal kelimesi gibi. Geçerli bir anlamı veya işlevliği yok. :)