Samuel Beckett'in de el yazısı bir hayli çirkinmiş. Benim de çirkin. Bu adamla bir ortak noktam çıktığına göre rahat uyku uyuyabilirim...
4 Eylül 2011 Pazar
3 Eylül 2011 Cumartesi
Şiddet içerikli yazı
Az çok gündemi takip eden her insanın gözüne çarpmıştır kadın cinayeti haberleri. Özellikle son yıllarda tırmanışa geçmiş bir şiddet ortamından bahsediyoruz. Yalnızca medyaya yansıyan cinayet ve dayak haberleri değil, yüzlerce kadın gözlerden ırakta dayak yemekte, tecavüze veya tacize uğramakta. Aklıma onlarca örnek geliyor şu son aylardan, ki bunlar sadece benim ufak aklımda kalanlar.Ama bahsetmemin bir manası yok, zaten hepsi haber sitelerinin arşivlerinde bulunuyor, isteyen ulaşabilir hepsine. Benim canımı sıkan çevremdeki ummadığım insanların bile bu durumu sanki önemsiz veya abartılmış bir olgu gibi karşılaması. "Gerçekten o kadar artmış mı yani, eskiden de vardı" cılar mı dersin, "Yanlış anlama da yani erkekler de öldürülüyor." cular mı.
Siz biliyor olsanız da, artık defalarca okumuş, izlemiş olsak da yine yeni yeniden bu sayıların bir kısmından bahsetmek istiyorum. Belki bilmeyen insanlar için bir şeyleri değiştirebilir diye.
2002'de resmi kayıtlara göre 66 kadın öldürülmüştü, erkekler tarafından.Bu sayı 2007'de 1011, 2009'un ilk 7 ayında 953 e ulaştı. Ve 2011 itibariyle de günde ortalama 5 kadın ölüyor. Bu insanlar turşu suyu muhabbeti yüzünden kavga sırasında ölmüyor. Bu insanlar çoğunlukla kadına biçilen roller, kadının suçluluğa yatkın oluşu, cinsel isteksizlik, boşanmayı istemesi, başka bir ilişkisinin olması gibi sebeplerle ölüyor.
Cinayetler dışında bir de intihar gerçeği var. Bir çok kadının intihar haberi de yansıyor medyaya. Bazılarının baskıyla zorla intihara sürüklendiğini tahmin etmek güç değil. Ve intihar rakamları da o kadar can acıtıcı ki. Sadece Şanlıurfa'da 2011'in ilk altı ayında 149 kadın intihar etmiş.Güneydoğu'daki illerin çoğunda da buna benzer rakamlar var.
Kadın cinayetleri, Kürt sorunu gibi Türkiye'nin bir gerçeğidir. Ama ne yazık ki hakkında doyurucu yazı bulmak çok zor. Bianet, Radikal, Cumhuriyet takip edebildiğim kadarıyla bu duruma en çok yer ayıran ve yazılar paylaşan gazete/site durumunda. Onlarda bile inceleme yazıları çokça bulunmamakta. Bulunsa da benzer şeylerden bahsedilmekte.
Son zamanlarda okuduğum kadına yönelik şiddete dair en ilginç yazılardan biri dünkü Cumhuriyet Bilim-Teknoloji ekindeydi. http://bilimteknik.cumhuriyet.com.tr/?hn=273910 şuradan okumanızı tavsiye ediyorum. Kadına yönelik cinsel şiddeti azaltmanın yolunun kadın haklarına ısrarla odaklanmaktan geçtiğini öne süren yazıda primat davranışlarından hareketle insan toplumlarına dair çıkarımlar yapılmış.
Evrimsel açıdan bize en yakın hayvanların primatlar olduğu düşünülürse, aslında çok da yerinde bir hareket bu. "Kadına baskı kurma çabasının , eşitsizlikten ve bunun da insanın doğasından kaynaklanan bir özellik mi yoksa bu durum söz konusu olayların yinelenmesini önleme konusundaki başarısızlığımızın bir sonucu mudur?" cümlesi yazının en önemli kısımlarından biri.
Yazıda "Primatlar ve İnsanlarda Cinsel Baskı" adlı bir kitaptan bazı bilgiler de veriliyor. Siz yazıyı okuyun ama eğer üşeniyorsanız özetleyebilirim. Mesela, Japon makakları, babunlar ve şempanzelerde cinsel baskı erkeklerin cinsel davranışlarında bir taktik olarak kullanılıyor. Ama Bonobo'larda durum tamamen farklı. Dişi egemen bir topluluk olan Bonobolarda, erkekler sadece kadınları destekleyici davranışlarda bulunuyor. Bu farklılığın genlerden çok kültüre bağlı olduğuna değiniliyor. Mesela bir başka yerde doğup o topluma gelen erkekler de oradaki davranışı benimsiyorlar.
Kısacası genlerin, fiziksel farkların arkasına saklanmak pek de mantıklı görünmüyor. Eğer şikayetçiysek bugünkü eşitsizliklerden yapmamız gereken şeyin ısrarla kadın haklarına değinmek olduğunu söylüyor yazı. Bence de çok güzel bir yaklaşım ve güzel bir yazı....
Siz biliyor olsanız da, artık defalarca okumuş, izlemiş olsak da yine yeni yeniden bu sayıların bir kısmından bahsetmek istiyorum. Belki bilmeyen insanlar için bir şeyleri değiştirebilir diye.
2002'de resmi kayıtlara göre 66 kadın öldürülmüştü, erkekler tarafından.Bu sayı 2007'de 1011, 2009'un ilk 7 ayında 953 e ulaştı. Ve 2011 itibariyle de günde ortalama 5 kadın ölüyor. Bu insanlar turşu suyu muhabbeti yüzünden kavga sırasında ölmüyor. Bu insanlar çoğunlukla kadına biçilen roller, kadının suçluluğa yatkın oluşu, cinsel isteksizlik, boşanmayı istemesi, başka bir ilişkisinin olması gibi sebeplerle ölüyor.
Cinayetler dışında bir de intihar gerçeği var. Bir çok kadının intihar haberi de yansıyor medyaya. Bazılarının baskıyla zorla intihara sürüklendiğini tahmin etmek güç değil. Ve intihar rakamları da o kadar can acıtıcı ki. Sadece Şanlıurfa'da 2011'in ilk altı ayında 149 kadın intihar etmiş.Güneydoğu'daki illerin çoğunda da buna benzer rakamlar var.
Kadın cinayetleri, Kürt sorunu gibi Türkiye'nin bir gerçeğidir. Ama ne yazık ki hakkında doyurucu yazı bulmak çok zor. Bianet, Radikal, Cumhuriyet takip edebildiğim kadarıyla bu duruma en çok yer ayıran ve yazılar paylaşan gazete/site durumunda. Onlarda bile inceleme yazıları çokça bulunmamakta. Bulunsa da benzer şeylerden bahsedilmekte.
Son zamanlarda okuduğum kadına yönelik şiddete dair en ilginç yazılardan biri dünkü Cumhuriyet Bilim-Teknoloji ekindeydi. http://bilimteknik.cumhuriyet.com.tr/?hn=273910 şuradan okumanızı tavsiye ediyorum. Kadına yönelik cinsel şiddeti azaltmanın yolunun kadın haklarına ısrarla odaklanmaktan geçtiğini öne süren yazıda primat davranışlarından hareketle insan toplumlarına dair çıkarımlar yapılmış.
Evrimsel açıdan bize en yakın hayvanların primatlar olduğu düşünülürse, aslında çok da yerinde bir hareket bu. "Kadına baskı kurma çabasının , eşitsizlikten ve bunun da insanın doğasından kaynaklanan bir özellik mi yoksa bu durum söz konusu olayların yinelenmesini önleme konusundaki başarısızlığımızın bir sonucu mudur?" cümlesi yazının en önemli kısımlarından biri.
Yazıda "Primatlar ve İnsanlarda Cinsel Baskı" adlı bir kitaptan bazı bilgiler de veriliyor. Siz yazıyı okuyun ama eğer üşeniyorsanız özetleyebilirim. Mesela, Japon makakları, babunlar ve şempanzelerde cinsel baskı erkeklerin cinsel davranışlarında bir taktik olarak kullanılıyor. Ama Bonobo'larda durum tamamen farklı. Dişi egemen bir topluluk olan Bonobolarda, erkekler sadece kadınları destekleyici davranışlarda bulunuyor. Bu farklılığın genlerden çok kültüre bağlı olduğuna değiniliyor. Mesela bir başka yerde doğup o topluma gelen erkekler de oradaki davranışı benimsiyorlar.
Kısacası genlerin, fiziksel farkların arkasına saklanmak pek de mantıklı görünmüyor. Eğer şikayetçiysek bugünkü eşitsizliklerden yapmamız gereken şeyin ısrarla kadın haklarına değinmek olduğunu söylüyor yazı. Bence de çok güzel bir yaklaşım ve güzel bir yazı....
1 Eylül 2011 Perşembe
lebowski
İnsanın bir gün içinde başına bir sürü şanssızlık, kaza, bela gelirse bir yerden sonra koyverir gider ya. Yani bana ve çevremdeki bazı insanlarda olduğunu farkediyorum en azından. O anlar belki de insanın en mutlu anı oluyor. Hani koyvermişsin, ne olursa olsun farketmez o saatten sonra. Gün içerisindeki veya daha uzun bi süreç içerisindeki çabalarını, ufak sorunları, uğraşıları, tartışmalarını hatırlarsın ve hepsi sana suyun içinde amaçsızca çırpınmalarmış gibi gelir. Şanssızlığını bağrına basar ve anıra anıra gülersin. Kısmen sarhoş olursun artık aldığın darbelerden. Biri küfretse öpesin gelir. Biri derdini anlatsa umrunda olmaz. Yani hep aynı şeyleri farklı cümlelerle anlatıp durduğumun farkındayım, böyle bi durum var.
Ama o süreç de biter. Ayılmaya başlarsın yavaş yavaş. Yüzüne hayatın gerçekleri çarpar. Başarısızlığını deminki gibi kucaklayamıyorsundur. İçinde bir boşluk hissi oluşur. Saatlerdir güldüğün için ağzın hala yayvan vaziyettedir ama gözlerin boş bakar. Küfür etmeye başlarsın, kafanı yavaşça yastığa koyarsın. "olmazsa olmasın be. lanet gitsin!"
28 Ağustos 2011 Pazar
benden çok var.
Benden milyonlarca olması hoşuma gitmiyor. Ya beni özel yaratıcaktın, ya da yaratmıycaktın. Bu ne allahısen. Evet sen. Sanki ruhumda farklı olan bi yön varmış da beynim yetersiz kalıyormuş gibi hissediyorum. iq testlerinden de korkuyorum. Vallahi dert şu var olmak. Yahu ben varım da, binlerce gereksiz şey niye var. bana ne onlardan. Sanırım bu dünya gerçekten benim etrafımda dönmüyor. Dönseydi böyle olmazdı. Şimdi hepsi bir rüya deseler uyansam şu 19 yıllık maceramdan kendi kendime küfrederim, bilinç altına bilmem ne diye. Olacak iş değil.
Yok hayır, hiç yoktan yere ekmek, su, elektrik falan harcıyorum ben. Yazık günah, belki benim yüzümden çok zeki, gelecek vaat eden bir insan ölüyor bir yerlerde. Dünyanın tek sorunu bu bence, gereksiz, haddinden fazla insan var. Kuru kalabalık.
Ben açık açık söylüyorum spam kutusuna atsalar benim gibileri kırılıp gücenmem. Format istiyor bu dünya format. Gelin bana deyin ki, şu saatten sonra senin gibileri kaldıramaz bu dünya, senin canını alsak da hak eden insanlar medeniyeti geliştirse. Yemin ediyorum, hayır dersem şerefsizim. Amaaa bi dakkaa. Beni alıp, benim gibileri bırakacaksan olmaz! Onlar yaşarsa ben de yaşarım.
Cumhuriyet Gazetesi
Uzun zamandır Cumhuriyet gazetesi okumuyordum. Nedeni aslında bir çok şeydi. Adam akıllı gazete almıyordum, alırsam da genelde Radikal oluyordu tercihim. Ama Radikal'e soğudum şu aralar. Yüzeysel köşe yazılarından ibaret gelmeye başladı, haber servisi hala çok sağlam ona bir lafım yok. İnternette yine ilk okuduğum gazetedir Radikal.
Bu sabah kahvaltımdan sonra, pazar kahvesinin yanına Cumhuriyet almış babam. Son zamanlarda hangi gazetenin bulmacası çoksa onu tercih eden babamın bu yaptığına şaşırdım esasında. Her neyse, açtım gazeteyi okumaya başladım. 2. sayfadaki kadına şiddetle ilgili haber gözüme ilişti, doyurucu bir haberdi, bilgilendirici. Hemen yan sayfada bayramın ilk kaza haberini gördüm. Boy boy fotoğraflar ve acının pazarlandığı haberlere benzemeyen 3.sayfa haberi gördüm iki tane. Ne mide bulandırıcı, ne de üstünkörü. Olması gerektiği gibi, basının haber verici misyonunu hakkıyla yerine getirerek ...
Sonraki sayfada Ali Sirmen'in çok hoş bir yazısı vardı. Sokak müzisyenleri ve seslerini artık duy-a-mayışımızla ilgili hoş bir yazı.
Böyle böyle geçen sayfalar. bilgilendirici haberler, güzel röportajlar, sergi haberleri...
Reklam görmekten insanı yormayan, eski Cumhuriyet gibi kazıklaşmış ideolojik fikirlerle insana sıkıntı bastırmayan başarılı ve okunası bir gazete var ortada.
Cumhuriyet gazetesinin Türk medyası içerisindeki duruşunun farkındayım. Ama ben her hangi bir şey üzerinden insanları sınıflandırmaktan hoşlanmadığım için sadece bir gazete olarak görüyorum Cumhuriyet'i. Şöyle de bir durum var;bir basın organı, içerisinde barındırdığı gazeteciler dolayısıyla taraf olmak durumundadır. Tarafsız habercilik diye bir şey çoğu zaman lafta kalır. Haberi tarafsız verebilsen bile, yorum kısmı(ki belki de en önemli kısım) taraflık halini içermek durumundadır. Biliyorum ki bir çok insan da kendi görüşlerine ve değerlerine yakın gazeteler okumaktan hoşlanıyor. Ama ben mümkün olduğunca farklı gazeteleri okuyup, mümkünse aynı haberi farklı yerlerde okumaya çalışıp ona göre görmeye çalışırım gerçekleri. Ama koyu, bağnaz, akılsızca yapılan haberlere, suçlamalara, ahkam kesmelere insanın bir yerden sonra sabrı kalmıyor. Bu da ayrı bir sorunsal. Ama ben bu ülkede her fikrin layıkıyle savunuculuğunu yapan bir kaçar tane de olsa iyi gazeteci olduğuna inanıyorum. Tek sorun şu; iyiyle kötü yanyana içiçe, insan bazen seçemiyor...
İyi pazarlar
Şehir insanı aydın duygu Şirinevlerden bildirdi. Her şeye rağmen birazdan cam silecek gibi görünüyor. Gazeteyle cam çok güzel siliniyor bu arada.
23 Ağustos 2011 Salı
10 Ağustos 2011 Çarşamba
ş
Şu zamanda sıkıcı bir insan olmamak çok zor. Mesela ben, artık yazarken bile sıkıldığım saçmalıkları sizlerle paylaşmak istemiyorum. Sizi düşündüğüm için. Ama kimi bloglar var ki, yazılar su gibi akıp gidiyor, manalı şeyler anlatmasa da kendini okutuyor. Ben asla onlardan olamayacağım.
O yüzden eğer bunu okuyorsan şu anda, bu blogu neden takip ettiğini sor bi kendine. Mantıklı bir cevap bulamayacağını düşünüyorum. Bulursan eğer bana da söyle de belki özgüvenim yerine gelir.
Demem o ki, siz siz olun Tosun Paşa'nın hamam sahnelerini izlemeyin. Çok fena çok.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)