14 Ağustos 2010 Cumartesi

Deathnote

Hayatımda 2.kez cenazeye gittim ve ilk kez toprağa gömülme anını gördüm.
Tabi ki milyonlarca şey aynı anda geçti aklımdan. Kafam zaten karışıktı. Bu durum pek hoş olmadı tabi. Ama insanları sevmek kadar acıtan bir şey yok şu hayatta, yani onu kaybetmek kadar acısı yok.
"Bağlanmayacaksın bir şeye öyle körü körüne, onsuz yaşayamam demiyeceksin. Yaşarsın"
Fakat el mecbur bağlandığımız insanlar ve şeyler var. Onların kaybını görmek de bi hayli olası. Bu durum insanın kendi ölümünü veya yalnızlığını hatırlattığı için mi bu kadar acıtıcı. Yoksa saf bi şekilde ölen birine üzülemez miyiz falan? Bunların hepsini düşünücem önümdeki zamanlarda.
Bu konu hakkındaki fikirlerinizi paylaşırsanız benimle çok sevinirim.

7 yorum:

Burak Özkan dedi ki...

Açıkçası, birinin ölümünün; kendi ölümünü ve yalnızlığı doğrudan hatırlatan bir deneyim olup olmadığını bilmiyorum, bu konu hakkında bir şey söyleyemem ancak üzüldüğün şeylerden biri, o kişinin 'kendi ölümünden' çok, o kişinin artık senin için olmayışıdır. Ölen kişinin başına -biraz soğuk bir açıklama olabilir- ne sakatlık ne de bunun gibi 'yaşanan' başka ciddi bir olay gelmiştir. O kişi, artık kendi için bile yoktur. Ölen insanın yokluğu -çok iddialı olabilir- sadece yaşayan insan için bir önem taşır. Çünkü yaşayan hala o ölenden izler taşımaktadır. Artık onunla ilgili yeni bir anın olamayacaktır. Ne yeni bir şey söyleme imkanı bulacaksındır ne de yeni bir şey duyma. Bu yüzden, bir başkasının ölümü, insanı kendi ölümü kadar yaralayamaz.

yarımbırocker dedi ki...

Katılıyorum söylediklerine. En çok da son cümlene.
O çok iddialı olabilen cümlene de...
Ama tüm bunlar cenaze anında birini veya kendini teselli etmene yetmiyor.
Kısacası onun hala bir yerlerden sana bakıyor vb.. olduğuna inanmak istiyorsun o an.
Cennette malibu içse falan diyorsun.=) Cehennemde bloody mary de içebilir farketmez.
Amin demeyeli çok olmuşken AMİN diyorsun habire...
sen demiyorsun tabi ben diyorum ;)

Burak Özkan dedi ki...

E tabi canım, bunlar teselli olamaz hiçbir şekilde; açıkçası cenaze esnasında, kendine bunları söyleyen insanın da yaptığı acısını görmezden gelmek için başvurduğu bir savunma mekanizmasından başka bir şey değildir.

Ama ne olursa olsun, bu tür psikolojik ve felsefi açılımlara bir şekilde ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

--

Başın sağ olsun. :)

yarımbırocker dedi ki...

Teşekkürler. =)

StummScream dedi ki...

Sevmiyorum böyle konuşmayı ama açıkçası anne, baba haricinde daha çok can acıtıcak birşey olmasa gerek. Ben de gördüm o anları ama bomboştu hiçbirşey hissetmiyorsun. Sadece garip bir şekil de izliyorsun.

İnsan biraz daha çaresizliğini görüyor. Üzüldüğü aslında onun ölmesi değil yalnızlığı oluyor biraz da fark etmeden. Biliyor o kişi yanında olmayınca eskisi gibi alışkanlıklarını yerine getiremiyeceksin.

yarımbırocker dedi ki...

Evet, insan o an kendine acıyor bi nevi...

Erdem Ay dedi ki...

"Bağlanmayacaksın bir şeye öyle körü körüne, onsuz yaşayamam demiyeceksin. Yaşarsın"

kesinlikle doğru üç önerme. 1.si bu dünyadan değil,yani gerçek değil. evet tamam bu şiir anne baba gibi doğuştan sahip olduğun ve zaten bağlandığın şeyler için değil de bir arkadaş bir dost bir sevgili için yazılmış gibi. ama yine de kimseye 'bağlanma' diyemem ben,kendime bile. aslında zamanında çok dedim de ondan bu deyişim. bağlanacaksın elbette birisine. sevmeyi bir ödül gibi düşünürsen ondan ayrılışında onun cezası. deliler gibi seviyosan,onsuz yaşayamam bile diyosan işte o kadar daha çok üzülüyosun. ama yaşıyosun. kendi adıma söyliyim. bağlanıcam elbette,çokta sevicem,çokta değer vericem ama aklımın köşesinde bir ihtimal;onu kaybedebilirim. her nasıl olursa olsun.
başın saolsun:(