12 Ağustos 2010 Perşembe

Hepsi ölüm korkumuzu dindirmek içün

Eveet uzun süredir içimde tuttuğum bir fikir bu. Schopenhauer beyimizin fikirlerinden esinlendiğimi belirterek başlıyorum.
Mutlu olduğum anlarda,bu mutluluğun biteceği, bu sürecin hiç bir şekilde yenilenemeyeceği günlerin geleceği fikri beni mutsuz ediyor.
Kısacası mutsuz olmak bazen daha huzurlu. Hayat tükenen bir şeyse, bu anlar esasında tükenen mutluluklar zaten.
Madem bir gün öleceksek, ayrılacaksak öyle mutsuz bir hayatımız olmalı ki ölüme neşeyle koşalım.

12 yorum:

StummScream dedi ki...

Toplu intihara sebebiyet ama senin bu yaptığın =D

pinkyfreud dedi ki...

Schopenhauer'dan kim etkilense karamsarlaşıyor.d
Tıpkı Nietzsche gibi.
Daha hayattayken ölümle uğraşmayalım ya biraz sürpriz olsun çünkü ne kadar okursak düşünürsek olmuyor. Kesin bi kanıt bulamıyoruz ölümden sonra ne olup olamayacağına dair.

yarımbırocker dedi ki...

@stummscream: çok değil en fazla 5 yıl içinde başlıycak zaten bu toplu intiharlar. Ama toplu intihar, toplu sünnet düğünü gibi olacaksa Fedon da gelecekse o zaman düşünülebilir.

@pinkyfreud: Ölümün sürprizi yok benim için. Hayat dışında uğraşabileceğim bir yer var mı bildiğin? :) Ama düşünmemek daha iç kapatıcı haklısın. (burak özkan mantığında iç kapatıcı, konu üstündeki düşüncelerine ket vurabiliyorsun falan:)

Burak Özkan dedi ki...

Schopenhaur'un karamsar olduğu fikrine katılmıyorum. Tıpkı 'ölüm' meselesinin de karamsarlık içermediği gibi. Karamsarlık içeriyor gibi gözükmesinin sebebi, insanın öleceğini bildiği gerçeği ile, kendi varlığını anlamsız kılacak bir savunma mekanizması geliştirmesinden kaynaklanıyor, bana kalırsa. İnsan, yine kendini merkez alıp kendini yaralıyor haliyle. Ama öte yandan, senin de belirttiğin gibi hayat dışında üstüne kafa yorabileceğin bir konu yok 'yarımbırocker.' (Bundan da çok sıkıldım, gerçek adlarınız yok mu sizin yahu, en azından onlarla hitap edelim :)) Ayrıca şu konuda da itiraz etmek istiyorum; insanlar, evet öleceklerini bilirler; mezarlık girişlerinde bangır bangır 'tadacaksınız' der. Hem fiziksel hem de felsefi açıdan bunların doğru olmadığını da anlayabilirsiniz aslında; hem ölüm bir yemek çeşidi değildir, onu tadalım veya tarifini alalım hem de insan farkına olduğunun farkında olan bir canlı olduğu halde, öleceğini biliyor oluşu sadece bir ezberdir; çünkü herkes kendini bir şekilde ölümsüz kabul eder. Etmesine karşılık, yine de öleceğinin korkusuyla yaşar; ve buna paralel olarak da yaşadığını diğer insanlara; hatta hayatın ta kendisine kanıtlamaya çalışır. Yazar, çizer; mal sahibi olur vb.

Nietzsche'de karamsar değildir; hatta inanıyorum ki düşünen, felsefe yapan kimse karamsar değildir; çünkü yapılan her 'kederli' yorum, kendi içinde bir umut taşır; bu umudun kaybolmasından doğan korkuyla karamsar gözükebilecek bazı laflar edilir. Nietzche'yi okuyanlar karamsalaşıyor olabilir ama karamsarlık kavramı, bana sanki içeriğinde çok da bir deneyimin veya bir şeylerin üstüne pek düşünülmemiş; sadece genel-geçer bir şekilde kabullenilmiş inanışların olduğunu düşündürtüyor. Nietszche, üstüninsandan karamsar olduğu için bahsetmiş olamaz, herhalde. Karamsar olsa, üstüninsan olamaz der, çekilirdi muhtemelen. Yoksa, öyle dedi mi?

Bitiyorum, tamam. Ama şunu anlayamadım yarımbırocker, benim mantığımda iç kapatıcı olmak, bir konuyla ilgili düşüncelere ket vurmak anlamına mı geliyor? Şayet öyleyse, hemen mantığımı gözden geçirmeliyim.

yarımbırocker dedi ki...

ilkönce soruna cevap veriyim; iç açıcından kısaca bi düşüncenin düşünce dünyamızda irdelenmesi gibi bi mana çıkarmıştım. Ona binaen de iç kapatıcıyı da tam aksi şekilde düşüncelerimizden bizi uzaklaştıran gibi bi kılıfa soktum.
Ozaman senin içaçıcı yorumunun benim anladığım kadarı diyelim yanlış anlama olmasın. =)
Bu arada duygu benim adım.
Ölüm konusunda da ölümün olduğu yerde ben yokum benim olduğum yerde ölüm(epicures) penceresinden bakınca biraz dediğine çıkıyor, eğer ölümle asla yanyana gelemeyeceksek buradan ölmeyeceğimizi çıkartabiliriz.
He bir de şunu farkettim, artık kalıplaşmış mecaz sözleri irdelemeyi çok seviyorsun. Bazen bunların altından çok garip sosyolojik çıkarımlar yapılabiliyo o aklıma geldi.

BnYmN dedi ki...

carpe diem diye boşuna dememişler...

Burak Özkan dedi ki...

Ulan koca yazı boyunca aklımdaydı o söz; demek ki farkında olmadan sen söyle diye bırakmışım: 'ölümün olduğu yerde ben yokum.'

Aslında düşünüyorum da bu da pek doğru sayılmaz. İnsan öleceğinin tam anlamıyla 'farkında' olamasa da, yaptığı şeyler, kendi varlığını kanıtlamaya çalışmak gibi yine ölmekten, yokolmak korkusundan kaynaklanıyor. Örneğin, ben veya sen, yarın bir trafik kazasında ölsek -ki en büyük korkularımdan biridir- geriye 'bizim' hatırlayabileceğimiz şekilde hiçbir şey kalmayacak. Sanırım mesele bu; beni sen hatırlayacaksın ama ben kendimi hatırlayamayacağım çünkü bilincimin bir değeri veya farkında olduğumun farkında oluşumun bir anlamı kalmayacak. Bir de şu 'hayatın anlamı' meselesi var. E, illa ki bir anlam istiyorsan ona bir anlam katabilirsin; ama yok, insan hayatın anlamının kendi kattığı bir anlam dışında bir anlam olmasını yeğlediğinden; yani bir bakıma ona gökten verilen bir anlam; e, zaten böyle bir anlam olsa da bunun farkına varamayız.

Neyse, adını öğrendiğime sevindim Duygu; umarım bundan sonra adını kullanırsam rahatsız olmazsın. Ayrıca evet, klasikleşmiş metaforları veya mecazi anlamları irdelemeyi çok seviyorum. Çünkü inanıyorum ki, bu anlamlar -onları biz kullanıyor olsak da-, bizi anlam verdiğimiz şey konusunda daha da fazla dolduruyor. En azından, doğru anlamı verirsek, bir şeyleri tanımlarken daha rahat ederiz. Ve evet, bu anlamların altında neler, neler yatıyor. Örneğin, hakaretleri ele alırsak; bir başkasının annesine veya cinsel organına küfretmenin altında yatan derin mi derin kompleksler var.

İç kapatıcı meselesine gelince de, evet iç açıcıdan yola çıkarsak o tür bir manaya çıkıyor. Yapabiliyorsan sana iç kapatıcı gelen konuları da iç acıcı bir meseleye çevirmek için üstünde kafa yormaya çalış.

Carpe Diem'e gelince, 'Ölü Ozonlar Derneği' kitabında veya filminde işleniş şekli bir yana, günümüzde artık içi boşaltılmış ve ucuzlamış olan bir kavramdır.

yarımbırocker dedi ki...

Bu konu zaten benim için bi hayli iç açıcı. Pinkyfreud'un ölümü düşünmeyelim yaşarken'ine olan yorumumdu o.
Ama deniycem üzerini örttüğüm şeyleri bulup çıkarmaya.
Yok adımı kullanabilirsin, problem yok. =)
Zaten ölüm değil bizi pençesine alan onun korkusu. Aslında ölümle hiç yanyana olmayacağız. Ama korkusu hep içimizde olacak. Kendi sonsuzluğumuzda hep yanımızda.

Burak Özkan dedi ki...

Programın sonuna gelmişiz gibi yazmışsın. Bir sonra ki konuya dek...

yarımbırocker dedi ki...

Eski bir huy. Paragrafı şairane bitirme huyu. :D

pinkyfreud dedi ki...

Schopenhauer karamsar demedim. Okuyanlar karamsarlaşıyor dedim.
Ölüm için de karamsar lafını kullanmadım.
Sürpriz olsun demek ne kadar karamsarca olabilir?
Burak lütfen daha dikkatli okuyunuz diğer sefere.
"Mutlu olduğum anlarda,bu mutluluğun biteceği, bu sürecin hiç bir şekilde yenilenemeyeceği günlerin geleceği fikri beni mutsuz ediyor." düşüncesini pesimist buldum, mutluluğun tadını çıkarmak varken niye yani...

Burak Özkan dedi ki...

İyi de Zeynep hanım -umarım isim kullanmamda sakınca yoktur-, bu kişilerin karamsar oldukları veya okuyanların karamsarlaştığı, sadece size yönelik bir düşünce değil elbette; ben yakınlarımdan da bunu çok duymuşumdur; yorumum genel görüşle ilgilidir, üstünüze alınmayınız lütfen.